Yunus TEKİN
MAKALE - "Yunus TEKİN" Sen Seni Özleyenin Özleminden Habersiz Özlemle Özlenmektesin Sen Varya Sen,Özlemlerin İçinde En Çok Özlenensin.. - BlogcuBir avuç yıldız topladım senin için..gördüm ki gökyüzü gözlerinde..bir demet gül derdim senin için gördüm ki gülistan ellerinde..acizim sevgimi anlatmaya..işte geldim yüreğim yüreğinde.///!\\\.Ama o ilk en güzeli bence.yani çok var ama bana hitaben olduğu için yarısı yazmam lazim o zaman bir işe yaramiyor.///!\\\.Yalan sevgilerin sahte gülüşlerin tuzak bakışların olduğu yerde buldum seni..değerlisin kıymetlisin çünkü sen sahte değilsin.///\\\.Belki bir hasret gibi içimdesin..sonu gelmez gibi uzaktasın..yüce dağlardaki karlar gibi erisilmezsın..ama ben yine de seni özlüyorum..
Açılış sayfanız yapın BeN KiMim BİyoGrafim Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Bizi Önerin



"Yunus TEKİN" Sen Seni Özleyenin Özleminden Habersiz Özlemle Özlenmektesin Sen Varya Sen,Özlemlerin İçinde En Çok Özlenensin..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

7/5/2009 - Zaman BOzuk Para ?

Kategori: MAKALE

*Dinlemesini Bilirsen Bişe Öğrenirsiniz

 

 

Bir Senenin Kıymetini Sınıf’ta Kalan Bilir

Bir Ayın Kıymetini Erken Doğuran Kadın Bilir

Bir Haftanın Kıymetini Dergi Çıkaran Bilir

Bir Saatin Kıymetini Sevgilisini Uğurlamak Üzere Peronda Oturan Bilir.

Bir Dakikanın Kıymetini Uçağı Kaçıran

Bir Saniyenin Kıymetini Ölümden Son Anda Kurtulan

Bir Salisenin Kıymetini Gümüş Madalya Alan Bilir

 

 

*İnsanın Satın Alamayacağı Tek Şey Zamanıdır Ama Bozuk Para Gibi Harcıyor

 

*Dün Gitti Bugün Varsın?  Yarın Varmı?

 

*Derdin Kendindir Bilmiyor musun, Derman Gine Sendendir Görmüyorsun 

Koskocaman Alem İçine Yerleştirilmiş Sen Kendini Halen Küçük Bişe Sanıyorsun

 

*Yanlış Bir Kapı Çalmışım

Yanlış Bir Kapı Açılmış

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/11/2007 - EFENDİM'e (s.a.v)

Kategori: MAKALE

Efendim,


Sana değen rüzgar,Seni örten bulutu özledik..Aşkı,gözyaşı,Ahlakı,irfanı,izzeti, hikmeti,Şefkatı, Hürmeti özledik Efendim..!


Sensiz yoksul,Sensiz perisan olduk Efendim..Sensiz ümmedin dinden uzak,ümmedin Sensiz mazlum..
Gün geçmez ki ümmedinin Feryatları yükselmesin..


oluk-oluk kanlarını akmasın..


Öyle çaresiziz ki,ellerimiz bağlanmış,öyle yanmış ki içimiz ki,gözlerimiz dağlanmış..


Çöller hiç böyle suya haşret kalmadı..


Üstümüze böyle sağanak yangınlar yağmadı..


Neden durmaz gözyası,
gökten kan damlar ?


Neden suşmus yürekler ,nerde kalmış dualar ?


Ah !Efendim !


Sensiz bırakma bizleri..


Bırakma ellerimizi Efendim !

amin

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/10/2007 - VEFAYLA KAL CAN!

Kategori: MAKALE

    

Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can!


Geceye az kaldı. Ayrılık, gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda.

 Kimler ayrılmadı ki canından.
Ayrılığı, cennetten ayrılan Hz. Adem'e sor.

 Tufan'da oğlunu dalgaların pençesinde bırakan Hz. Nuh’a, Yusuf'u için inleyen Hz. Yakub’a, içindeki ejderle boğuşan Züleyha'ya, yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad'a, Şems için kavrulan Mevlâna'ya, binlerce evlâdını gurbete gönderen Anadolu'ya, en çok da Resulü'nü Medine'ye gönderen o kutsal diyâra, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor.


Geride kalan, hep inleyendir ana misali, can! Giden hep yârdır, ‘can’dan ‘can’dır. Her şeyi alıp götüren de ‘o’dur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da...


Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan. Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır.

Paylaşılan hayattır can!
Vefâlı olmalı insan. Vefânın dersini Kur'andan; âlemlerin muallimi, Gönüllerin Sultanı'ndan, O'nun nurlu ashâbından almalı.
Olmalı insan, önce kul olmalı.

Olmadan evvel ölmeli, ölmeden önce olmayı tamamlamalı. Nasıl mı olmalı?

Hak dostları gibi vefâ kahramanı olmalı. “Vallahi O söylüyorsa doğrudur. Ben O'nun verâların verâsından haberler getirdiğine inanıyorum.” diyen, sadakat ve vefâdan bir lâhza ayrılmayan Hz. Ebubekir gibi olmalı.


Allah Resulü’ne; “Kendisinden meleklerin bile hayâ etmekte olduğu bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?”

 

sözlerini dedirten, an-be-an bütün mahlûkâta edebiyle vefâlı olan Hz. Osman gibi olmalı.


Vurulduğunda yarasının ağırlığıyla baygın yatan, “Eğer daha ölmediyse, onu namazdan başka bir şeyle ayıltamazsınız.” sözlerinden sonra namaza çağrıldığında küheylanlar gibi “Namaz vakti mi?” diyerek yaralı bedeniyle kan revan içinde şahlanan, namaza vefâlı Hz. Ömer gibi olmalı.


“Perde-i gayb açılsa, yine de yakînim azalmaz.” diyerek, vefâsını kâinata haykıran, evliyâlar babası, yiğitlerin şâhı Hz. Ali gibi olmalı.


Vefâ, sadece ‘has’ların vasfıdır can! Nisyan -unutmak- ise ‘ham’ların... Bedene tutsak olmuş hoyratların nasibi yoktur vefâdan. Gönlümüzün kitabında; “Bize bir defa selâm vereni kıyamete kadar unutmayız.” düstûru kayıtlıdır.

 Biz dersimizi; “Kabrimize gelip, bir defa Fatiha okuyanlar kıyamete kadar bizimdir. İmânlarını kurtarmadan ölmesinler, ömürleri boyunca fakirlik görmesinler.” diye dua eden, hâlâ büyük bir vefayla Üsküdar'da dostlarını ağırlayan Aziz Mahmut Hüdâyî’den almışız. Nice vefâ kahramanının mânevî huzûrunda hürmetle, edeple selâma durmuşuz.
Dostlarını daima vefâ ile hatırla can!

 Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen.

 Kula vefâsı olmayanın Hakk'a vefâsı olmaz.

 

 Git ki, vefanın ter ü tâze hüküm sürdüğü yeni bir hayata başla... Haydi daha fazla durma karşımda. Kurşun gibi bir anda al, ellerini benden. Su gibi aksın ellerin ellerimden.


Yüreğini yüreğimde, gözlerini gözlerimde bırak da git. Beklemeden, bir kelime bile etmeden git. Canımı canımdan kopar da git.


Giderken son bir defa Hakk'ın selâmını esirgeme benden. Arkada kalanın gözü yaşlı olur, yüreği yufka, gönlü ince. Ben, içimdeki korla, bağrımdaki volkanla, öylece dağ gibi arkanda kalayım.

 

 Yapayalnız hecelerde kaybolan ben olayım. Sen sağlam adımlarla yarınlara yürürken, yıkılan ben olayım.
Gülen sen ol, ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın. En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme.

 

 Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın. Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım. Benim payıma; ilâhî dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü. Hak'tan gelene razıyım.


Sen geçmişi bana bırak can!


Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.


Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin Yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak. Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti...


Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; tâ özümden, tâ közümden...
Birazdan sabah olacak; yağmur yağacak... Ardından gökkuşağı, sonra güneş... Sıcacık, apaydın, pırıl pırıl... Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı.


“Birazdan son melodi çalacak,


Yıldıza, Ay’a ve İbrahim'in Rabbi'ne kasem ederim ki,


Birazdan bulutların ardından Güneş doğacak...”


Güneş bütün gecelerden güçlüdür can! Çünkü güneş vefalıdır, gizlemez sevgisini.


Vefâlıdır; en çok o getirir kâinata sevgilinin sesini, neşvesini. Yırtıp atar karanlığın kasvetli perdesini... En vefâlı delildir o sevgili adına...


Uğurlar olsun can!


Beni kışta bırakıp yeni bir diyara gittiğinde baharı bekleyeceksin. Baharı beklemek ne güzeldir, baharda toprağı parçalayan kır çiçeklerini gözlemek...


Ben de seni bir ayrılık sonrası baharı gözlerken kucağıma almıştım. Küçücük ellerinle toprağın bağrını parçaladığında karşılamıştım. Ve senin için ne çok savaşmıştım seninle.


Sen benim kır çiçeğimsin can, sen benim aşk çiçeğim. Sen benim yüreğimsin.


Vasiyetim olsun sana. Bir gün öldüğümde, kabrimi mutlaka ziyarete gel. Ama yalvarırım yalnız gelme. Baharda derlediğin yüzlerce kır çiçeğiyle gel. Ve başucumda onlara sevgiyi anlat, dostluğu, vefâyı, hakîki ‘Dost’a vefâlı olmayı anlat.


Çünkü ben kır çiçeklerinin sesinden uzak kalmaya dayanamam. Çünkü ben bir an bile tomurcuklarımdan ayrılamam. Sonra el ele tutuşup yanıbaşımda eskiden birlikte yaptığımız gibi, ince bir ezgiyle seslenin bütün insanlara. “Sevda nedir bilir misin?” diyerek, sevdayı söyleyin.


“Demet demet sevgi ellerinde
Billur billur yaş gözlerinde
Sevdan ebedî, yüreğinde,
Olmadan olmaz, bu iş olmaz
Sonra bütün bir âlemi Yunus'ça,
Sevmeden olmaz, bu iş olmaz.”


Mısralarıyla sevgisiz bu işin olmayacağını anlatın .


Hep ama hep vefâlı ol. Emanete sahip çık, atana vefâlı ol. İdealine sarıl, evlâda vefâlı ol. Ömrü hakkıyla yaşa, hayata vefâlı ol. Düşmanlıkları unut, dostuna vefâlı ol. Öfkeyi, kini unut, ruhuna vefalı ol...


Bunları unutursan; zaman maddî mânevî bütün yaralarının, dertlerinin yok olmasına vesile olur.

 

 Eğer unutmazsan, zamanla bunlar seni yok eder. Unutkanlıklar karşısında kimseyi suçlama. Sen ‘unutma’ tuzağına düşüp, unutmaman gerekenleri unutma. Unutulmaması gereken güzellikler karşısında arslan kesil kendi içinde.

 Âsi bir kartal gibi yırt karanlıkların çirkin yüzünü, meydan oku karanlıklara. Çılgın bir küheylan gibi vefâyla meydan oku fırtınalara...
“Yarasaların gözleri kamaşacak diye, Güneş doğmaktan vazgeçmez.”


En büyük vefâ, Hakk'a götürecek fırsatları yakalamaktır. Bulduğun her fırsatı zamanında değerlendirmektir. Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, Kâlû Belâ'ya vefâsız olma! “Fırsatlar bulutlar gibidir, gelir ve geçer.” Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, kaybetme bedbahtlığıyla yok olma.


Vasiyetim olsun:


Vefayla kal can!

Nurgül ÖZCAN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/10/2007 - Yokluğunda seni özledik..

Kategori: MAKALE

Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi,
sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.

 

Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı,
fe­raseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti
özledik. .

 

İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, devleti özledik.

Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz,
atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar
velinimetimiz oldu.

 

Efendim,

Sen kendini 'abduhu ve rasuluhu: O'nun kulu ve elçisi' olarak takdim
etmiştin. Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan
'kurtarıp' melekleştirerek hayattan dışladılar.

 Bu ifrata karşı başka
bazıları da tefrite sapıp seni 'güzel örnek' olmaktan çıkarıp bir
'postacı', bir 'ara kablosu' seviyesinde görerek hayattan dışladılar.

 

Bunların hepsi sana iman ediyordu. Ama seni hayatımızdan çıkarmanın
ızdırabını çektirdiler bize. Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak
yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiştirmedi.

 

Allah seni 'güzel örnek' olarak gösterdi. Sen, Kur'an'ın konuşanı,
yürüyeni, hareket edeniydin. Tıpkı bir ağaçta
suyun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir
koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler sende hayata dönüşüyordu.

 

Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla 'kitab'ı, kitapları
örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi
örnek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?

 

Efendim ,

Kitapsızlıktan değil, 'peygambersizlikten' kırıldık. Yokluğumuz peygamber
yokluğu. Seni hatırlatan, seni andıran insanların hasretim çekiyoruz.


Çocuklarımız peygamberi sorunca 'evladım onun ahlakı tıpkı falancanın
ahlakı gibiydi' diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az.

 

İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber
gelmişti de, bir tek 'peygambersiz kitap' gelmemişti. Sayemizde yaşlı dünya
ona da şahid oldu efendim. Peygambersiz Kitab'a, Muhammed aleyhisselamsız
Kur'an'a da şahid oldu. Şimdi Kur'an mahzun efendim , Kur'an öksüz.


Seninle Kur'an'ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla tohumun, anayla
evladın arasını ayırır gibi.

Gel de bir bak Efendim, bu mazlum ümmetin hali pür melaline. Bıraktığın
din tanınmaz hale geldi. Bıraktığın sitenin harabelerinde baykuşlar
tünedi.

Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan
akmasın.

Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu
parçalayanlar dahi unuttu.

 

Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık
Efendim . Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikrî
Boyutuna bir başka hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha başka bir
hizip sahip çıktı.

 Yüzyıllardır tüm bu hizipler ellerindeki parçanın
'bütünün kendisi' olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. 'Her hizip
ellerindeki parçayla övünüp durdu.' Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi
oturtup 'hak benim' dedik.

 

Oysa ki Efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çıkar. Ait
olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca
anlamsızlaşabilir. Bunu farkedemedik Efendim .

Efendim ,

İsrailoğulları, peygamberlerini katlediyorlardı. Biz de senin güzel
hatıranı, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik Efendim
.

Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde,
işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde,
evlerinde yaşattılar.

Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın. Onlar hep senden mahrum yaşadılar.
Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmediler.

 

Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını
nasıl duysunlar Efendim ?

 

Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz.

Bize kırgın mısın Efendim ?

 

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2007 - Yalnız O vardır…

Kategori: MAKALE

Tam boy resmi görebilmek için tıklayın
 ==============

Sen varsın….benim gönlümde her mevsim bir bahardır..

 

Sen yoksan…..gönlümde hasretle akan çağlayan vardır..

 

Sen varsın…O bir an sonsuz zamandır..

 

Sen yoksan….kalbimde yanan bir güneş vardır..

 

Bilirim Seninle her şeyi ayakta

Sen yoksan,her şeyi karanlıkta

Sen varsan her zorda bir kolay vardır..

 

Bana uzaklardan ses verme artık

Sarıl bana sımsıkı,beni inandır.

 

Şüphesiz sevgiyi ben Senden buldum

Öp beni alnımdan hep Sen uyandır.

 

Korkarım O DEHŞET beni şaşırtır

Beni Mahşerde tek SEN uyandır.

 

O gözlerinden bir yol bulayım

Bakışın o katta affa fermandır

Sevgi şefaatse af kapısında

Öp beni alnımdan sevgimi artır.

 

Gözler birer kalem aşk mürekkebi

O aşk defterine beni de yazdır.

 

Sevgi bir miraçtır tatsan o aşkı

Orada ne ben nede sen

 

Yalnız O vardır…c.c.

 

İsmail acarkan

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2007 - SEVMEYİ BİLMEK‏

Kategori: MAKALE

  

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.’’
W. Shakespeare

Bir ninniyi kıskandıracak kadar güzel sesiyle çakıl taşları arasından sızıp
gelen su, çimenler, dağ çiçekleri, ceylanlar, kuşlar, denizler, yeni doğmuş
süt kokan bebekler, güller, toprak, rüzgarda nazlı nazlı devinen yapraklar,
ağaçlar, kısacası her şey. Ne yana baksam her şey bana insanları anlatır.
İnsanların inceliğini, duyarlılığını, insancıllığını, sevecenliğini
ululuğunu, yaratıcılığını, sanatçılığını.

Dünyada bunca yıkım, kıyım,zulüm,ihanet ve kötülükler olmasına rağmen, yine
de insanlar hakkında kötü düşünemiyorum. İnsanları öylesine güzel, öylesine
derin, anlamlı, zarif incelikli düşünüyorum ki, onları güneş gibi sıcak,
toprak kadar vefalı, su kadar temiz, çimenler gibi zarif, ceylanlar kadar
güzel, kuşlar gibi özgür ve verimli bir toprak kadar ağır ve olgun
düşlüyorum.
Ya güller, gülleri anlatacak kelime bulamıyorum, o üstün gururlu, minnet
nedir bilmeyen, kendinden güzelliğinden emin, güller bana daima genç kızları
hatırlatır. İnce, hassas, kızararak bakan, soluveren, hemencecik küsen,
kırılan, tatlı bir söze gülümseyişe hemen açıveren yüreğini. Güller ki her
yaprağı bin bir mana bin bir renk, ahenk ve ifade dolu.

Önemli olan yaşamayı bilmek ve yaşarken de paylaşmayı, dünyada her insanın
yaşam hakkına saygı duymayı, insanları anlamayı ve en önemlisi de hoşgörüyle
bakmayı savunmak ve sevmesini bilmek. Her şey son derece hassas ve basit.
Zor görünse de. İnsanları diğer canlılardan ayıran özellikler de bunlar olsa
gerek…

Bence bu dünyada ihtiyacını duyduğumuz ve muhtaç olduğumuz en önemli şey
sevgi, dostluk ve hoşgörüdür. Küçücük bir tebessüm ve tatlı dil,
karşımızdakine verebileceğimiz en güzel hediyedir, unutmayalım. İnsanlar
sevmeli, şartlar ne olursa olsun insanlar sevmesini bilmeli. Hayata hoşgörü
ile bakılınca olaylara pek çok şey yumuşuyor. Bunu hepimizde biliyoruz
mutlaka, ama yinede söylemeliyiz birbirimize, hatırlatmalıyız. Çünkü yaşamın
tadı ayrıntılarda gizlidir, yaşamak sevmektir, hissetmektir, anlamaktır.


""’Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır…
Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur…
Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur…
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın,günler bencilliğinize yetmeyecek kadar
kısadır…
Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur’’…
Goethe
 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/9/2007 - AŞK DEDİĞİN SONSUZ OLMALI

Kategori: MAKALE

Sordum kendime: "Aşk nedir?" diye…

Elbette bu soruyu önce kendime sormalıydım ve önce kendim cevaplamalıydım.
Defalarca sordum aşkı kendime ve cevap verdi içimdeki ben:

"Aşk" dedi, "aşk tarif edilemez, tanımlanamaz, aşk şudur yahut aşk budur
denilemez. Onu yaşamak gerek, onu hissetmek gerek, tüm benliğinle onu
duymak, algılamak gerek…"

Onun için aşkı anlatmayacağım size, aşkı tanımlamayacağım. Tariften uzak
olanı tanımlamaya çalışmanın adı tanımsızlık olsa gerek. Bu nedenle
tanımlamaktan ziyade tanımayı, anlatmaktan ziyade anlamayı tercih edeceğim.

Aşk dediğin ya Allah'tan gelmeli, ya Allah için olmalı ya da Allah'a
ulaştırmalı; yoksa yerle bir olmalı. Aşk "sevgi" boyutuna ulaşmıyorsa adı
batmalı… Sevgi ki, Allah'ın varlıkları yaratmasındaki yegâne gayesi. Sevgi
ki, Allahu Teâlâ'nın kullarına yerleştirdiği en güzel hediye. O'ndan gelen
ve O'na dönecek olan en anlamlı duygu…

Mutlak bir varlık olan Allah'tan besleyemediklerinde sevgilerini, o sevgi
yok olmaya mahkûm olacaktır. Kaynağı Allah'tan gelmeyen tüm aşklar yok
olmaya, batmaya mecburdur çünkü.

Yaratılış itibari ile tüm insanlarda sevgi mayası vardır. Her insana
bahşedilmiş olan bu hazineyi kullanabilenler, önce aşk sonra da bütün
sevgileri içine alan "Muhabbet" derecesine ulaşabilirler. Onun için "Aşk"ı,
aşktan ayırmak gerekmektedir. Günümüzde aşk denilince anlaşılan,
cinsellikten başka bir şey değildir. Aşk bu kadar küçültülemez, aşk bu kadar
basitleştirilemez. Aşkı cinsellikle aynı seviyeye indirgeyenler, ne yazıktır
ki, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da bir kavram karmaşası
yaşadıklarını anlayacaklardır. Toplumumuzun en fazla acı çektiği bu gibi
kavram karmaşaları yüzünden neredeyse her alanda iletişim sorunları
yaşanmaktadır. Bu durumdan "aşk" da nasibini almış ve asıl boyutundan
uzaklaşmış, çok farklı bir anlam yüklenmiştir. Her gün gazete ve dergi
sayfalarında çok rahat karşılaştığımız yazıları şöyle bir analiz ettiğimizde
şunu görmekteyiz:

Aşk, sahiplenme motifinin en üst düzeyi olarak görülmektedir. Özellikle
eğitim sistemimizin kanayan yarası hâline gelen, aşkı (!) için derslerini
aksatan, eğitimini tamamlayamayan, günlerini ve gecelerini hep onu
düşünmekle geçiren, her şeyi göze alan hatta aşkı (!) için ölümü bile göze
alıp: "ya benimsin ya toprağın!" diyerek önce âşık olduğu insanı sonra da
kendini öldüren, "Aşk ki, aşktır varsa sonunda ziyan" nidâlarıyla hiçbir
şeyi umursamayan ve "aşk cellâdı" kesilen insanlara bir bakın. Aşktan
anlaşılan şey bu mudur? Aşk bu mu olmalıdır? Bunun adına aşk mı denir?

"O bedenimdeki ruhtu. O bendim. Ben onda anlam kazanıyordum. Tüm varlığımla
ben ondaydım. Kendi iniltimi onda duyuyordum. O benim her şeyimdi… Onsuz
hayat benim için hayat değildi. Ne ben anlatabiliyordum, ne de o
anlayabiliyordu. Bu nasıl bir duyguydu? İnsan niçin sevilme ihtiyacı
duyuyordu? Kendimi ona farkettirmek için elimden geleni yapmıştım. Onun beni
farketmesi, benim için neden bu kadar önemliydi? Çileyse çile, dertse dert,
acıysa acı; yeter ki onunla olaydım, her şeye razıydım. Onun yanında; yeter
ki, yeter ki… (hıçkırıklar ve gözyaşları)... Ben bu aşka yenik düştüm…"
diyerek başlıyordu dinlemiş olduğum bir aşk hikâyesi.

Aşk bu kadar ağır mıydı? İnsanlar niçin aşka yenik düşüyordu? İnsanlar,
aşkta huzur ve mutluluk bulmaları gerekirken; niçin acı, elem, dert ve keder
çekiyorlardı? Âşık olduğu için acı çeken, kendisini mahveden binlerce insan
aşkı anlayamamışlar mıydı; yoksa aşk mı kendini anlatamamıştı?..

Hayır! Aslında sorun aşkta değil; insanların aşka bakış açılarındaydı. Yerli
ve yabancı tüm dizilerin temel konusu "aşk"tı; fakat cinsellikten öteye
gitmeyen bir aşkı anlatıyorlardı insanlara. Filimler aşka değinmeden
edemiyorlardı; fakat bu nasıl bir aşktı?.. "Seni seviyorum!" demekle aşk
kelimelere mi bürünüyordu. Kelimelerle anlatılamayan bir olgu, nasıl
oluyordu da kelimelere sığdırılmaya çalışılıyordu? Aşkın karşısında
kelimeler anlamını yitirirlerken, cümleler yetim kalırken filimler, diziler,
romanlar ve diğerleri aşkı anlatmaya kalkışıyorlardı. "Seni seviyorum!" Ya
sen? Sen de beni seviyor musun?..

Tam bu noktada şunu vurgulamak gerekir: Aşk, başkasını sevmekmiş gibi
görülse de aslında hiç de öyle değildir. Aşk ve sevgi ilişkilerinde
sevmekten ziyade sevilmek; önemsemekten ziyade önemsenmek; değer vermekten
ziyade değer verilmek vardır.

Aşk konusunda kimse yalan söylememeli. Günümüzde aşkın bir başkasını sevmek
olduğunu söylemek koca bir yalandır. Aşk, karşılıksız yaşayamaz olmuş, aşkı
besleyen sevilme ve önemsenme duygusu olmuş. Aşk dedikleri şey, iki "yok"un
birleşmesi anlamına gelmiş. Aşk, bu anlamda bir başkasının dünyasında var
olma çabası hâline dönüşmüştür.

Aşk tutkuya dönüşmüş; duygular aklın önüne geçer olmuş… Saatlerce hayaller
kurmalar, dalıp gitmeler insanın kendi varlığına gölge düşürmüş. Duygular
melankolikleşmiş. Hayatın en büyük amacı, "o kişi"yi kazanmaktan ibaret
sayılır olmuş. Toplumumuz dizilerle, filimlerle, sinemalarla aşka
özendirilmiş; fakat aşk cinsellikle aynı kefeye konulur olmuş. Sonra ortaya
çıkan ruhsal çöküntülerin ve psikolojik bozuklukların önüne geçilemez
olunmuş. Ruhsal sorunların yol açtığı fiziksel bozukluklar ise, psikosomatik
rahatsızlıklara geçit vererek, ciltte tahribatların meydana gelmesine,
tansiyonda ve kalpte görülen değişikliklere ve daha birçok fiziksel
rahatsızlıklara neden olmuştur. Siz de küçücük bir sivilceyi kendisine sorun
eden insanlarla elbet karşılaşmışsınızdır!

Günümüzde birçok şey gibi aşk da anlamını yitirmiştir. İnsanlar kendilerine
verilen bu üstün duyguyu tanıyamamışlar ve yanlış yerlerde, yanlış
zamanlarda ve yanlış kişilerde kullanır olmuşlardır. En nihayetinde de aşk,
masum olmayan bir görünüme bürünmüştür: Âşık olduğu insanı yüceltmeler,
kutsamalar, ilahlaştırmalar… "O benim her şeyimdi; onsuz yapamıyorum. O
yoksa bu benim için yaşamak değil…" diyen henüz on dokuz yaşındaki genç bir
insanın aşktan acı duyması, hayatının anlamını kaybetmesi sizce ne anlama
geliyor? Onunla mı dünyaya geldi, o da kendisi gibi bir insan değil miydi, o
da "yok" olacaklar arasında yer almıyor muydu? Allah'tan başka her şey yok
olmayacak mıydı? O hâlde sorun nereden kaynaklanıyordu? Aşk ve sevginin
yüceliğinin anlaşılamamasından mı; yoksa bunları kendimizce yüceltirken
aslından uzaklaştırmamızdan mı?

O halde aşk nasıl sonsuz olur?

Aşkı sonsuza ulaştırabilecek en kısa yol sevgidir. Allah'tan gelen, Allah
için olan ve Allah'a ulaştıran bir sevgi. Peygamber Efendimiz Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu gibi:

"Allahım! Bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, senin sevgine
ulaştıracak olan her sevgiyi nasip et."

Sevgiyi anlamadan "aşk"ı anlayamayız. Her ailede bulunması gereken ve her
aileyi "Örümcek ağları"ndan kurtaran yegâne güçtür sevgi... Öyleyse sonsuz
bir aşka kapılarımızı sonuna kadar açmak istiyorsak, önce sevginin ne demek
olduğunu, kimin adına başladığını, kaynağını nereden aldığını ve bizi nereye
ulaştırması gerektiğini bilmek zorundayız.

Kapılarınızı sevgiye açmak için hazır mısınız?

Sevgiye bir çağrıdır her varlık ve her güzellik: "Gel beni sev" der kendi
hâlince. Sevgi kâinatın mayasında vardır. Sonsuzluk içinde sadece sevgi
hayata bir mâna verir. Sevgi olmasaydı, insan yaşayamazdı bu dünyada
öleceğini bile bile… Bir şey ne olursa olsun, sevmeden ona inanamazsınız.
İnanmadığınız şeyi ise kesinlikle yapamazsınız. İnsanın sevmediği,
inanmadığı bir şeyi isteyerek, canı gönülden yaptığı görülmemiştir. Her şey
sevgiyle başlar; şu anda bizim dünyada oluşumuz, yaşıyor oluşumuz,
mücadelemiz, hatta hırs ve gururumuz bile. Sevmeyen çaba göstermez çünkü;
sevmeyen bir şeyler yapmak, koşuşturmak, mücadele etmek istemez.

Sevgi, sevgi, sevgi...

Sevgisiz yürek cehennem, sevgisiz hayat zindan oluyor. Mevlânâ'yı döndüren,
Yunus'u peşinde koşturan sevgi değil de neydi? Büyük ve ünlü liderleri,
lider yapan neydi? İnsan, önce sevmeyi öğrenmelidir. Ya siz! Siz
neresindesiniz sevginin? Hep başkasının sizi sevmesini bekleyemezsiniz;
sevgiyi her zaman "başka"larında arayamazsınız, buna hakkınız da yok.

Hiç düşündünüz mü dünya neden bu kadar güzeldir ya da öyle görünür? Niçin
sevilir ve sevilmeye lâyıktır tüm güzeller? Niçin şu koca dünya küçücük bir
kalbi dolduramayacak kadar küçük kalır? Çünkü sonsuz bir sevgi barınır
kalpte. Sonsuzun yanında dünya da küçük kalır, içindekiler de. İnsan bir
sevdi mi, ne dünya kalır, ne de içindekiler. Öyleyse bu sonsuz sevgiye lâyık
olan kimdir? Ya da sonsuz bir sevgi var mıdır gerçekten? Varsa kaynağı
nereden gelmektedir? Hayat, sevgisiz de hayat olmaz mıydı?

Sevgiyi anlatmak için bir değil binlerce dil yetmez, hatta kâinat bile
yetmez. Çünkü her sevgi O'nun sevgisinden bir iz taşır. O'nun kullarına olan
muhabbetini dile getirir. O'nun nasıl bir sevgiyle sevilmeye layık olduğunu
anlatmak ister. Fuzuli'ye:

"Çekil önümden Leyla; ben "LEYLA"ma gidiyorum" dedirten bu sevgidir. Fakat
şunu iyi bilmeliyiz ki, Fuzuli'ye bunu dedirten önce insanı sevmesiydi. İşe
bireyle, insanla başlamasıydı. İnsana, "insan" olduğu için değer vermesiydi.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e:

"Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız" dedirten şey de kim bilir
belki bu derin ve anlamlı ayrıntıda gizliydi. Bizler önce birbirimizi
sevmeliyiz, daha sonra asıl sevgiliyi. Yaratılanı sevmeden, Yaratan'ı asla
sevemeyiz. Basit, sıradan ve banallaşmış üç günlük sevgi değil benim
anlatmak istediğim sevgi; ne olursa olsun sonuna kadar giden, gidilmeye
lâyık olan sevgi.

Siz hiç sesiniz çıktığı kadar haykırdınız mı: "Seviyorum! Seviyorum!" diye.

Sevmediyseniz, sevemediyseniz diyemezsiniz. Çünkü sevgi demek, coşku
demektir, sınır tanımamaktır, gittiği yere kadardır yani. Ya hiç içine
girmeyeceksiniz ya da girdiğiniz zaman geriye dönüp bakmayacaksınız, geriye
dönmeyi aklınızdan bile geçirmeyeceksiniz. Sevgiye sınır koyduğunuzda
bitmiş, yok olmuş, hiçlik deryasına gömülmüş demektir.

Sevgi, sevgi, sevgi, yine sevgi, her zaman, her yerde yine sevgi… Sevmeyen
eleştiremez, yorumlayamaz, anlayamaz ve algılayamaz. Çünkü o
anlamsızlaşmıştır.

Anlam demek, sevgi demektir. Sevgi ne demektir öyleyse?

"Anlam" mı, dediniz?

Peki, anlam ne demek? Öyle ya sevgi anlam demekse, anlam ne anlama geliyor?

Anlam demek, Allah demektir.

Sonuç, sevgi Allah demektir.


EsSelam Aleykum...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/8/2007 - sewdim işte ötesi yok.....

Kategori: MAKALE

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde
olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım
seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir
ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar
gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın,
en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki
sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduğunu anladım seninle...

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

    

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

"Yunus TEKİN " Sana olan Sevğimi Dağlar ve Denizlere Söyleseydim Dağlar Dayanmaz Yıkılır Denizlerde Kurudu ; Kim Bilir Hangi Aksm Güneşle Beraber Bende Sönecem Kim Bilir Hangi Ellerden Son Suyumu İçecem Belkide Seni Görmeden Ölecem Fakat Ginede Ben Seni Ebediyen Sevecem ...

Kategoriler

Arkadaşlarım

hazanmevsimleri
sevgialemi
solmaz1
emrahesss
dilarahilal
gocmenkizi
kkardelen
farenjitnedir
teknikpcdersleri
beyonceresimleri
romantikprens86
siirseviyorum
anguzelblogg
sadeceresim
sonbahardayim
sevdamvegece
bendesaklisin
hasretlikcekilmiyor
rumeysadenz
romantizimm2
kocaeli1
kalbimdengecenianla
webtc
benisenaldin
sevgisizyasayamam
gaflettenkurtulus
MErhaba siteme Hoş geldiniz Siteme "Vurulup Gİden için Bu Sözler" , Bir Rüyaydı Sanki Aşkımız Birden Bire Uyandım Ayrılmış Bir Gün Evlenmisin Cocukların Olmus Ben İse Halen Bekar Sende Yüreğim, Ver Meyhaneciİiçeyim Gine Aklıma Geldi Zalim Belki Bir An Unutturumm Diye İçeyim İçeyim Doldur İçeyim ……. Her Şarkıda Göz Yaşlarım Döküldü Mazi Andıkca Boynum Büküldü Hasretinden Deli Divane Oldum Söyle Onsuz Nasıl Çekilir............

MESAJ KUTUM

Yunus Tekin

Kartınızı Oluşturun
Söze Gerek NE GEREK

MÜZİK KUTUM

Cengiz Sensiz Ce...





İletişim Çağı Yunus TEKİN Yunus TEKİN
BiyoGraFim Danışman semerkan1 OŞİMDİ ASKER. -ANKETİMİZE HOŞ GELDİNİZ-
Şiir SeVerMisiniz ? Şiirin Hayatınızda Önemi nedir ?
Şiir Severim
Şiir Yazarım
Şiir Cok Okurum
Şiir Hayatımda Önemsiz
Şiir Hayatımda Cok Önemli
Duygularımı Şiirle Anlatırım
Sevdiğim Kişiye Şiir Okurum
Şiir Dilimden Düşmez
Şiir Hayatımın Parçası
Şiir Hiç sevmem Okumam bilmem


Sonuçlar
Mail listemize üye olun Sitemize Eklene Şiirlerden Haberdar Olun
EkleÇıkar
TEKNOLOJİ Bizim İŞimiz Semerkan1 SevGiğin Gitimi ?
Müzik

Sen Seni Özleyenin Özleminden Habersiz. ? Şiirini Dinle / İndir
Sen Seni Özleyenin  Özleminden Habersiz. ? Şiirini Dinle / İndir.
Sen Seni Özleyenin  Özleminden Habersiz. ? Şiirini Dinle / İndir.

- - ----
Hayattan Dizeller
TEKNİK SERVİS
TAsaRIMCI